Hani gökyüzüne bakıp “Barajlar doluyor, bu yaz yırttık” diye seviniyoruz ya, işte o sevincimiz altı delik kovayı musluğun altına koyup “kova doluyor” diye teselli bulmaya benziyor. Mevzu gökten suyun düşmemesi değil; düşen suyu tutacak aklın, sistemin, vizyonun bu topraklarda bir türlü kurulmaması. Gökyüzü üzerine düşeni yapıp bereketi gönderiyor ama biz o bereketi betonla tokatlayıp kanalizasyona, oradan da pisliğe bulayıp denize kovalıyoruz. Elimizdeki tatlı suyu bile isteye denize döküp, sonra da “susuz kaldık” diye ağlamanın mantıklı bir açıklaması yok.
Doğanın kendi bir mühendisliği var; yağmur yağar, toprak o suyu sünger gibi emer, yer altına hapseder, vakti gelince de bize pınar olur, can olur. Biz ne yaptık? Şehirleri asfalttan ve betondan devasa birer tepsi haline getirdik. Her yer beton, her yer kaldırım. Toprakla bağını kestiğin o yağmur suyu ne yapıyor? Sızacak yer bulamadığı için sokakta birikiyor, sele dönüşüyor, can alıyor, mal götürüyor. Sonra da o tertemiz suyu şehrin yağıyla, kiriyle birleştirip doğruca kanalizasyona basıyoruz. Bir damla suyun bile kıymetli olduğu şu devirde, biz resmen hazinenin üzerine beton döküyoruz.
Bizdeki manzaraya bakıyorsun; ne iktidarın ne muhalefetin bu işi ciddiye aldığı falan yok. Belediye başkanından milletvekiline kadar hepsinin vizyonu, seçim zamanı iki metre asfalt döküp kaldırım taşlarını makyajlamaktan öteye gitmiyor. Kimsenin “Biz bu şehrin altına sarnıç mı yapsak, yağmur suyu hasadını zorunlu mu kılsak?” dediği yok. Ortada ne yerel yönetimde ne de genel siyasette bu hayati meseleye dair elle tutulur bir niyet kırıntısı dahi görünmüyor. Siyaset dediğin şey, gökten yağan bedava sermayeyi kanalizasyona akıtırken birbirine laf yetiştirme sanatına dönmüş durumda. Herkes “hizmet ettik” diye övünüyor ama kimse o dökülen asfaltın altındaki toprağın nasıl nefessiz kaldığını, suyun nasıl heba olduğunu konuşmuyor.
Oysa bu bir lüks değil, bu memleket için bir ölüm kalım meselesi. Bugün bir apartman bloğunun çatısına düşen suyla o binanın bahçesini sulasan, tuvaletine bassan kimseye muhtaç kalmazsın. Ama biz o suyu kanalizasyona verip, içme suyunu sifona çekiyoruz. Baraj doluluğu dediğin şey geçici bir illüzyon; asıl depo yer altı sularıdır ve biz o depoyu hem beslemiyoruz hem de üstünü betonla mühürlüyoruz.
Bu yazı, sadece bir sitem değil, bu memleketin her bir belediye başkanına, her bir vekiline ve imkanı olup da “böyle gelmiş böyle gider” demek istemeyen herkese açık bir çağrıdır. Yağmur suyu hasadını zorunlu kılmak, şehirleri beton hapishanesi olmaktan çıkarmak ve her damla suyun hesabını yapmak artık bir tercih değil, bu topraklar üzerinde yaşamanın ön şartıdır. Yarın kuraklık kapıya dayandığında, bugün seçim yatırımı diye dökülen o asfaltlar susuzluğumuzu gidermeyecek. Gökten yağan bereketi denize dökmekten vazgeçip, aklı ve sistemi devreye sokmak zorundayız







