Bugün 2 Şubat. Bundan tam 106 yıl önce Türkistan’ın kadim kalesi, Harezm Türklerinin egemenlik mührü olan Hiva Hanlığı, Bolşevik Rus ordusunun işgaliyle sarsıldı. 1920’nin o soğuk kış gününde Hiva’nın düşüşü, yalnızca bir devletin yıkılışı değil; Türkistan coğrafyasının parsel parsel bölünmesinin, Türk birliğine vurulan o meşum zincirin ilk büyük halkasıydı.
Hiva’nın işgali, tesadüfi bir askeri hamle değildi. Rus emperyalizminin, Türkistan’daki bağımsızlık damarlarını tek tek koparma stratejisinin en kritik hamlesiydi. Hanlık lağvedilip milli otoriteye son verilirken; amaç bellidir: Türk’ü kendi öz yurdunda yurtsuz bırakmak, boylar arasındaki o kadim bağı koparıp Türkistan’ı suni sınırlara hapsetmek.
Ancak unutulan bir gerçek vardı; Türk’ün olduğu yerde direniş bitmezdi. Hiva surlarında bayrağımız inerken, bozkırın derinliklerinde Cüneyd Han’ın ve istiklal sevdalılarının öfkesi çığ gibi büyüyordu. Onlar, modern silahlarla donatılmış işgal ordusuna karşı sadece kılıçlarıyla değil, “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyen o sarsılmaz Türk iradesiyle karşı durdular. Basmacı Hareketi adıyla tarihe geçen o büyük kalkışma, Hiva’nın işgaline karşı verilen en asil, en milli cevaptı.
Bugün 2 Şubat’ı anmak; sadece bir tarihi hatırlamak değil, Türkistan’ın neden ve nasıl parçalandığını görüp ders çıkarmaktır. Hiva’nın esaret altına girdiği o gün, bizlere “Birlik olmazsak, tek tek yutuluruz” gerçeğini kanla tecrübe ettirmiştir.
Haber Otağı olarak; Hiva’nın, Buhara’nın ve işgal edilen her karış Türk toprağının davasını diri tutmaya ant içtik. 106 yıl önce sönen o hanlık ateşi, bugün bağımsız Türk devletlerinin yükselişiyle yeniden harlandığına şahitlik ediyoruz.
Varlığımız, Türk varlığına armağan olsun!

