Din Değişir Kan Değişmez: Türk Ortodokslar ve Milli Mücadele

Din Değişir Kan Değişmez: Türk Ortodokslar ve Milli Mücadele

Tarih sadece kazananların yazdığı bir metin değil, bazen de unutturulmak istenenlerin sessiz çığlığıdır. Bizim tarih yazıcılığımızda yüzyıllardır süregelen o gaflet, Türklüğü sadece İslam dairesine hapsedip bu dairenin dışındaki öz kardeşlerimizi Slavlaştırma veya Yunanlaştırma çarkına kendi ellerimizle terk etmemize neden oldu. Oysa Batı Trakya’dan Balkanlar’ın derinliklerine, Anadolu’nun kalbinden Karadeniz sahillerine kadar bu toprakların mayasında, haç kolye taşısa da yüreği Turan diye atan binlerce Türk’ün silinmez izi vardır.

Biz bugün Batı Trakya ve Balkanlar’daki soydaşlarımızın haklarını savunurken “Müslüman azınlık” tabirine sıkışıp kalsak da Bizans ordularında yer alan Peçenekler, Uzlar ve Kumanlar bu bölgelerin Slavlaşmasına engel olan ilk ve en sert Türk kalkanıydı. Rumeli’de Türklüğün sancaktarlığını yapan bu Ortodoks Türkler, din kardeşi olduğu Slavlara veya Yunanlara boyun eğmek yerine kendi öz kimliklerini koruyarak bölgenin etnik yapısını Türk lehine dengede tuttular. Onları “yabancı” gördüğümüz her an, Balkanlar’daki tapu senetlerimizden birini daha kendi elimizle yırtıp attık.

Aynı dram Anadolu’nun bağrında, Karamanoğulları’nın mirasında da yaşandı. “Türkçe’den başka dil konuşulmaya” diyen Karamanoğlu Mehmet Bey’in hemşehrileri olan Karamanlı Ortodokslar, ibadetlerini Türkçe yapan ve İncil’i Grek alfabesiyle ama saf Türkçe ile yazan bu davanın en sessiz kahramanlarıydı. Mübadele döneminde sadece dinleri esas alınarak bu topraklardan koparılıp Yunanistan’a gönderilmeleri, milli hafızamızda açılmış en derin yaralardan biridir. Onlar giderken arkalarında “Biz Türk’üz, bizi neden gönderiyorsunuz?” diyen yaşlı gözler ve sarsılmaz bir Türklük şuuru bıraktılar.

Bu sadakatin en büyük ispatı ise Milli Mücadele’de vücut buldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milli Mücadele’de bize bir ordu kadar yardım etti” dediği Papa Eftim, Fener Rum Patrikhanesi’nin ihanet şebekesine karşı Anadolu’nun milli kalesi oldu. Kayseri’de kurulan Türk Ortodoks Patrikhanesi, Hristiyanlık maskesi altında Anadolu’yu işgal etmeye çalışan emperyalistlere karşı “Benim dinim Hristiyan olabilir ama kanım Türk’tür” diye haykıranların adresiydi. Onlar cepheye mermi taşıyan, dua eden ve Yunan ordusunu kardeş değil “işgalci” gören gerçek vatanseverlerdi.

Burada asıl mesele kimin hangi ibadethaneye gittiği değil, hangi sancak altında birleştiğidir. Gagavuz Türk’ü de Karamanlı Ortodoks da Müslüman Türk de aynı ulu çınarın dallarıdır. İnançlar vicdanlarda yaşar ancak kimlik kanda ve şuurda mühürlüdür. Türk milleti tarihi boyunca Gök Tanrı’ya da inanmış, Şaman da olmuş, Budist ve Hristiyan da olmuş, son olarak İslam ile şereflenmiştir. Dinler, toplumların tarihsel yolculuğundaki duraklarıdır; oysa Türklük, bu yolculuğun bizzat kendisidir. Bir Karamanlı Ortodoks’u Yunanlaştırmaya çalışmak ne kadar büyük bir ihanetse, Türklüğü sadece tek bir inanç kalıbına sıkıştırıp diğer kardeşlerimizi dışlamak da o kadar büyük bir ferasetsizliktir.

Bizim için belirleyici olan neye inanıldığı değil, kim olunduğudur. İster camide ister kilisede ister cemevinde olsun; Türk’ün duası da kavgası da sadece Türk istiklali ve istikbali içindir. Kim ki inancı Türklüğün önüne koyarak bölücülük yapıyorsa, o Türk dünyasının sarsılmaz birliğine kastediyor demektir. Türklük, tüm inançların üzerindeki asıl ve değişmez çatıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir