Bugün siyasi krizlerin ve enerji savaşlarının odağında “Doğu Akdeniz” adıyla andığımız sular, tarihsel derinliğe inildiğinde karşımıza çok daha köklü ve milli bir kimlikle çıkar. Selçuklu Devleti’nin mirasını devralan ve “Türkçe’nin hadimi” olarak bilinen Karamanlılar, sadece Anadolu’nun bozkırlarında değil, Akdeniz’in hırçın dalgalarında da silinmez bir iz bırakmışlardır. Bu iz, yüzyıllar boyunca dünya haritalarında ve denizcilik kroniklerinde bölgenin “Karaman Denizi” (Mare Caramanicum) olarak tescillenmesini sağlamıştır.
Karaman Beyliği’nin 13. yüzyılın sonlarından itibaren Alanya’dan başlayıp Silifke, Anamur ve Ermenek üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına inmesi, bölgenin jeopolitik kaderini değiştirmiştir. Karamanlı denizcilerin Kıbrıs Krallığı, Cenevizliler ve Rodos Şövalyeleri ile giriştikleri amansız mücadeleler, bu sahil şeridini bir Türk yurdu haline getirirken, Avrupalı coğrafyacıların terminolojisine de bu suları “Karamania” kıyıları olarak sokmuştur. O dönemde bir kaptanın pusulası Antalya ile İskenderun arasını gösterdiğinde, aslında rotasını Karaman Denizi’ne kırmış demektir.
Bu isimlendirme yalnızca bizim tarihimize ait bir iddia değil, bizzat Batılı kaynakların kabul ettiği bir gerçektir. Öyle ki, 19. yüzyılın başlarında dahi bu isim etkisini sürdürmüştür. 1811 yılında İngiliz Kraliyet Donanması adına bölgede incelemeler yapan Kaptan Francis Beaufort, Antalya’dan Ayas’a kadar uzanan Güney Anadolu kıyılarını haritalandırırken hazırladığı esere doğrudan “Karamania” adını vermiştir. Beaufort’un raporları, bölgenin yerel kimliğinin ve denizle olan bağının tamamen Karaman mirası üzerine kurulu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hollandalı, İtalyan ve Fransız kartografların yüzyıllar boyunca çizdiği haritalarda “Mare Caramanicum” ibaresi, Türklerin denizlerdeki hükümranlığının bir nişanesi olarak parlamıştır.
Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte yükselen sömürgeci iştah ve Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflaması, bu milli isimlendirmenin yerini daha genel, kimliksiz ve coğrafi bir tabir olan “Doğu Akdeniz”e bırakmasına neden olmuştur. Tarihsel hafızanın bu şekilde silinmesi, bugün Mavi Vatan üzerinde hak iddia edenlerin ekmeğine yağ sürse de, arşivlerdeki Karaman Denizi gerçeği yerli yerinde durmaktadır. Karaman Denizi’ni hatırlamak, sadece bir isim değişikliğini değil, Türk milletinin Akdeniz’deki kadim varlığını ve bu suların gerçek sahiplerini yeniden haykırmaktır.







