Türkiye’nin göç hafızasında öyle lekeler var ki bugünkü “açık kapı” politikasının yanına koyduğunda insanın kanı donuyor. Mesele sadece sığınmacı meselesi değil; mesele, bu devletin kapısının kime “Ensar” kime “fazlalık” olduğunu görmektir.
“Gelenlerin sayısı çok arttı, bu artık bir nüfus yükü haline gelmeye başladı, ekonomik dengelerimizi gözetmek zorundayız.”
1989 yılında Jivkov’un zulmünden kaçan Balkan Türkleri için o dönem Türkiye’de iktidarda olan ANAP hükümeti tam olarak bu cümlelerin arkasına sığınmıştı. Soydaşın ana vatana gelişi bir “maliyet hesabı” olarak görüldü, vize engelleri getirildi ve öz kardeşinin gelişi resmen zorlaştırıldı. Bugün milyonlarca kaçağa sınırları sonuna kadar açan zihniyetin köklerinde, o günkü soydaşa “maliyet” hesabı yapan bu sığ bürokratik akıl yatmaktadır.
Bu çifte standart, Şubat 2026 itibarıyla artık bir vicdan tutulmasına dönüştü. Çin toplama kamplarının tanığı Gulbahar Jalilova’nın oğlu Akhmetzhan Sadyrov, bugün Türkiye’den Kazakistan’a sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya. Çin’in hedefindeki bir kamp tanığının evladını, annesinin feryadına rağmen Kazakistan üzerinden belirsizliğe itmek; soydaşı bile bile ateşe atmaktır. 2019’da iade edilen ve şehit olan Zinnetgül Tursun’dan bugüne değişen hiçbir şey yok: Çin ile yapılan “Suçluların İadesi Anlaşması” hâlâ soydaşın boynunda bir yağlı urgan gibi duruyor.
Mesele sadece Doğu Türkistan da değil. Suriye’den milyonlarca Arap “muhacir” diye içeri alınırken; Bayır-Bucak’ta Türkmen Dağı’nı savunan Suriye Türkmenleri veya Telafer’de katliamdan kaçan Irak Türkmenleri sınır kapılarında bekletildi. Suriyeli bir Arap, Türkiye’de her türlü vatandaşlık ve sağlık imkanına zahmetsizce ulaşırken; Irak ve Suriye’den gelen Türkmen soydaşlarımız “ikinci sınıf sığınmacı” muamelesi gördü. Türk yurdunda Türk’ün adı bile geçmez oldu.
Şimdi soralım: Balkan Türkleri fazlalıktı, Uygur Türkü tehlikeli, Irak ve Suriye Türkmeni ise yük mü? Türk yurdu, adeta Türk’ün dışındaki herkesin sığındığı bir han haline gelirken; evin asıl sahibi kapı dışarı ediliyor. Şairin dediği gibi: “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya!” Kendi kanından olanı pazarlık konusu yapan bu siyaset, Türk kimliğine vurulmuş en büyük darbedir. Türk yurdunda bir tek Türkler mi fazlalık geldi?







